Kaybetmeye gerek olmadan da kazanmayı biliyor musunuz?
Yoksa anka kuşu gibi küllerinizden tekrar doğarak güçlenmeyi mi seçiyorsunuz?
Yıllar önce bedenime dövme yaptırmak istediğimde bana en uygun olanın anka kuşu olacağını düşündüm, sonra dövme yaptırmaktan vazgeçtim. Anka kuşunun hikâyesini bilmiyordum, sadece bildiğim küllerinden tekrar tekrar doğarak daha güçlü bir hal almasıydı. Esasında efsaneye göre “anka”yı uzakta aramak yanlış. Sabreden ve emek veren herkes inanışa göre kendi anka kuşunu yaratabilir. Küllerinden doğan anka kuşu temelde kendi şansını yaratır. Bunun için sabırlı olmak, çaba sarf etmek ve ne yaparsanız yapın yine o yolda inançla devam etmek gerekir.

Yıllar öncesinde içimde olan bu sebat ve inançla yola devam olsun inşallah.
Artık öğrendiğim en önemli konu ise kaybetmeye gerek olmadan da her zaman kazanarak ilerleyebilmek.
- Kaybetmeye gerek olmadan da her zaman kazanmayı biliyorum.
- Kaybederek ve daha sonra kazanarak artık kendimi güçlü olmayı ispatlama zorunluluğundan serbest bırakıyorum.
- Ve her zaman her şeyin Yaradan’ın koruması altında olduğunu biliyor ve anlıyorum. Ben zaten her zaman yeterince güçlüyüm.
Danışanımın geliş sebebi, tamamen bolluk ve bereket içinde hem mutlu bir yaşama sahip olmak hem de para akışının daha fazla olmasını sağlamaktı. Aslında çok fazla elindekini kaybetme korkusu vardı. Burada kazma çalışması yaparken kişiye ilk neyi kaybettiğini sordum hayatında. Çünkü bir şeyleri kazanıyor ve kaybediyordu. Dolayısıyla ilk kaybettiğinin ne olduğunu sorduğumda danışanım da yaşamında nerede olduğunu düşünmeye ve araştırmaya başladı. Böylelikle bilinçaltına daha kolay inerek beyin dalgasını Theta seviyesine getirmiş oldu.
Danışanımın hatırladığı, bütün bir kış harçlıklarını biriktirmiş olması ve beşinci sınıfın sonunda tüm bu parayı babasına vermesiydi. Tüm çocukların özellikle bir dönem hayallerini süsleyen bisikleti için biriktirmiş olduğu tüm parayı babasına vermişti. Babası bu parayı almış ve ona o yaz ve ondan sonra da hiç bisiklet almamıştı. Burada çok büyük bir hayal kırıklığı vardı: Kendinden fedakârlık ederek biriktirmiş olduğu harçlıklara güvendiği, otorite olarak bildiği babası tarafından el konulması ve bu harçlıklarla en çok sahip olmak istediği şeye sahip olamaması.
Baba çocukluk yıllarında neden önemlidir?
Parayla tanışmamızı sağlar. Anneden gelen bolluk ile babadan gelen bereket birleştiğinde yaşamımızda her zaman isteklerimize çok kolay ulaşırız. Babayla çocuklukta yaşanan bu olaydan sonra aralarındaki güven ilişkisi tamamen zayıflamıştı. Baba artık onun için bir otorite olmaktan çıkmış, aynı zamanda baba ile olan iletişimi zayıflamış ve sürekli babayla ileriki dönemlerde hayatında bir çatışma içeresine, yani bereket ile de bir çatışma içerisine girmişti.

Hayatına nasıl yansımıştı dersiniz?
Yaşamında çok çalışarak sahip olduğu varlığın içinde sürekli kaybetme duygusuyla yaşıyor, bu durum onun hayattan zevk almasını da zorlaştırıyordu. Çok ciddi bir adamdı. Ciddi olmanın onu daha “cool” yapacağına inanıyordu. İçinizde neşe hissi olmadığında ciddiyet sizi özgüvenli olarak gösterebilir. Halbuki neşe sizde var olan yaşam neşesidir.
“Yaşamınızda neşe olmuş olsaydı ne olurdu?” diye sordum kendisine? Altı yaşlarında bir kızı vardı ve eşi ile kızı birbirleriyle ilgilenirken o bundan son derece rahatsız oluyordu. İçimizdeki kırgınlık devam ettikçe çevrede olan neşe bizi rahatsız eder. Biz etraftaki kişilerin neşesine değil, içimizdeki acıya kızgınızdır. Acı içimizde kendince yer edinmiştir ve bu acıyı nasıl bırakacağımızı bilemezken neşeli anları anlamamız mümkün değildir.
Danışanımda en alttaki kök inanç olan isteklerim elimden alınır, sahip olduklarım elimden gider inancını çıkararak bunun yerine, “İsteklerime ve sahip olduklarıma kolaylıkla erişebilirim, elime gelen her güzel şeyi büyütebilirim, her daim başkaları tarafından desteklenir ve her şey Yaradan Allah tarafından da her zaman sahip olduklarım güven altındadır ve korunur” inancını yerleştirdik. Bunu destekleyen hisler yükledik: “Hayatın nefesini almayı biliyorum. Hayatın neşesi içerisindeyim.”
Bu hisleri en yüce ve en iyi şekilde ona tanımladık. Ona ödev olarak da şunu verdim: Kızıyla birlikte tekrar o çocuk neşesini yaşatmak için kızına gidip bisiklet almasını, baba kız birlikte burada bu neşeyi yaratmasını ve buna tanıklık etmek için de babayı, yani dedeyi yanlarına almalarını.
Bir sonraki seansa geldiğinde tutuk, suratı asık, içi karanlık olan adamdan eser yoktu. Bir seansta bunun olması gerçekten bir mucizeydi, teşekkür etmek için gelmişti ve bana çok güzel bir hediye getirmişti. Aynı zamanda da burada yaşamış olduğu duyguları aktarmıştı:
“Biliyor musunuz Reyhan Hanım, ben otuz beş yaşındayım. Ama bugüne kadar hiç içten mutlu olmamışım. İlk defa çocukluğumdan beri, yani otuz beş senedir içim neşe ve mutlulukla doldu. Biz oraya gittiğimizde ne yaptık, biliyor musunuz? Hem kızıma hem de bana bisiklet ve babama da bisiklet aldık ve şimdi biz üç nesil bisikletimize binerek eğlenmeyi öğreniyoruz. Size nasıl teşekkür etsem azdır.”
