Kendimden ne kadar çok verirsem sevilirim?

Gerçekten de kendimden ne kadar çok verirsem o kadar çok mu sevilirim? “Gerçek fedakarlık, sevdiğiniz kişinin mutluluğu için kendi mutluluğunuzdan vazgeçmektir.” gibi sözleri de duymuşsunuzdur. Özellikle bizim kültürümüzde çiftlerin çocuğu olduktan ve anne baba olduktan sonra öncelikleri artık kendileri değildir. Evlendiğinde bir erkeğin önceliği karısı veya bir kadın evlendiğinde önceliği kocası ve ailesidir. Zaman geçtikçe artık öncelikler o kadar kendi çemberinizden dışarı çıkar ki durup baktığınızda artık o çemberde siz yoksunuzdur.
Bu ne demek? Size bir örnekle açıklamak istiyorum.
Kendinizi ortada bir yerde düşünün ve etrafınızda da bir çember olsun ve çemberde zamanla anneniz, babanız, eşiniz, çocuklarınız, arkadaşlarınız ve iş arkadaşlarınız yer alsın. Çemberin içi sizin hayatınızdır ancak siz o hayatı o kadar başkalarıyla doldurursunuz ki çembere dışarıdan baktığınızda kendinize yer kalmamıştır.
Kırmamak adına verilen tavizler
Kendinden vazgeçişler ve kendi sevdiklerini feda etmeler gibi birçok olay sizin için artık o kadar normal olur ki kendi sevdiğiniz yemeği bile unutmuş olabilirsiniz. Çünkü sürekli eşinizin ya da çocuklarınızın önceliği sizin önceliğiniz olmuştur. Aslında sınırlarla ilgili bir konuyu da içeren bu yazımda başka bir bakış açısıyla ele almak istedim. Sınırlar konusunu yine blog yazılarımdan okuyabilirsiniz.

Bir danışanımla tam da bu konu üzerinde çalıştığımızda konunun ne kadar önemli olduğunu anlayınca sizlerle de paylaşmak istedim. Özellikle bizim toplumuzda her istenileni yapmak gibi bir alışkanlıkla büyüyoruz. Bunun adı saygı olmuş olsa da, kendi isteklerinizi ve seçimlerinizden vazgeçtiğiniz her yer kendinize yapmış olduğunuz bir ihanet gibidir. Danışanımın konusu tam da buydu. Her zaman her koşulda kendini herkesin işini yaparken ve çözerken buluyordu. Hatta ondan talep etmelerine dahi gerek yoktu. Danışanımın halletmeye çalışması için onun yanında konuşulması yeterliydi.
O hemen bir hastanenin acil servisinde bekleyen ambulans gibi yana yakıla sonuç arıyor hatta kendi boyunu aşsa da mutlaka çözümler üretiyordu. Danışmanlık çalışmalarımda danışanım anlatmaya başlayınca bir süre onu dikkatle dinlerim.
Anlattığı her şey ve konuları onunla ilgili birçok ipucu verir.
Olay ve kişilere karşılık verdiği tutum ve davranışları anlatırken aslında onun anne ve babası tarafından çoğu zaman desteklenmediği ve yine çoğunlukla yaptığı şeylerin görünmediğidir. Çocukluk döneminde ve hatta yetişkinlik yıllarında ne yaparsa yapsın ailesi tarafından takdir görmeyen, çoğu zaman fark edilmeyen ve görünmez çocuk olan her bireyde olduğu gibi danışanım da görünür olabilmek adına sürekli kendinden talep edilmese de çabalıyordu.
Bundan dolayı da sürekli daha çok vererek kendini göstermek, var etmek istiyordu. Her zaman çözüm bulan ve bunun sonucunda takdir edilen kişi olmak ona büyük bir haz veriyordu. Olayın olumsuz sonucuna bakıldığında ‘’bu kadar fedakarlık yapıyorum ama hiç kıymet bilinmiyor’’ diyordu. Bazen kendimizi farkında olmadan öyle yerlere konumlandırırız ki istesek ve çabalasak bu kadarını yapamayız!

Sürekli kendinden veren ama karşılığını göremeyenlerin yapmış olduğu fedakarlık aslında bir şekilde karşılıklı anlaşma gibide olabilir. Kendini feda et ve karşılığında kar et. Ne türlü bir kar derseniz. Değerli olmak, takdir edilmek, sevilmek, onaylanmak mı?
İşte danışanım da tam da böyleydi hem çok verici hem de verdiklerinden dolayı kendini feda ettiği için kendine hatta öfkeli ve kızgın hissediyordu. Burada en önemli farkındalık ebeveynlerinin yerine kendini koyarak çok erken yaşta anne ve babasından alamadığı ilgi ve desteği her şeye ve herkese çözüm kapısı olarak almayı bulmuştu. Böylelikle değer görüyor, seviliyor, takdir ediliyor, aranılan ve sorulan kişi oluyordu.
Ama peki kendini bu kadar zorlayarak bu duyguları hissetmesine ne gerek vardı?
İşte çalışmamızın en son noktasında da bu duyguları kendisine öğrettik ve ev ödevleriyle birlikte kendi farkındalığı ile hayata geçirme sırasını kendisine bıraktık. Birçok kişinin bir danışana gitme, ondan destek alma gibi bir durumu olmadığını göz önüne alarak farkındalığınızı açacak video ve olumlamalarla sizlere YouTube kanalımızda destek oluyorum.
Tekrarlayan olumlu kelimelerle birlikte olumlu bir zihin yapısı kendinizde zamanla oluşturabilirsiniz. En yakınlarımızdan başlayarak, kendinizi feda etme konusunda önceliğinizi kendinize vererek değiştirebilirsiniz. Belki artık kar etmeden sadece yeterince size düşen görevleri yapabilme becerisini kendinize öğretebilirsiniz. Sevgi ve Işıkla
Ülkemizde ThetaHealing Seminerleri konusunda ilk akla gelen isim olan Reyhan İldaş, düzenli olarak online ve yüz yüze seminerler düzenlemektedir.Reyhan İldaş ICF Koç ve Eğitmendir. Temel ve Yaşam Koçluğu eğitimleri yanısıra Theta Healing Eğitimlerini de Master düzeyde vermekte olup halen Göktürk Merkezli Olan İstanbul ofisinde Online ve Yüz Yüze eğitimler vermektedir.
24 modül uygulayıcılık ve 17 adet eğitmenlik setifikasına sahip olup tekniğin en üst sertifikasyonu olan Science&Master Eğitmenidir. Aynı zamanda ICF PCC Eğitmen ve Koç olarak da ICF Koçluk eğitimlerini İstanbul Göktürk’te bulunan ofisinde hizmet vermektedir.Tüm Dünya ile bağlantı halinde olduğumuz bu günlerde danışmanlıklar ve seminerler Zoom Uygulama programı üzerinden olmaktadır.