İçselleştirdiğimiz düşünceler

İçselleştirdiğimiz düşünceler yaşamımızı nasıl etkiler?
İçselleştimek yaşadığımız toplum içerisinde süregelen duygular ve hislerle birlikte anne ve babamızdan yetiştiğimiz ortamdan edindiklerimiz ve genetik olarak atalarımızdan getirdiğimiz tüm bu özellikleri, sanki kendine aitmiş gibi hissettiği bilinçdışı yaşanan zihinsel süreçtir.
Toplumda içselleştirme
İçselleştirme de davranış şekli olarak öncelikle bir çocuğun duygusal veya psikolojik durumunu yansıtır. Depresif bozuklukları, anksiyete bozukluklarını, somatik şikayetleri ve genç intiharlarını içerir. İçselleştirmede büyük ölçüde genetik ve çevresel nedenlerin büyük rolü olduğu düşünülmekle beraber son dönemlerdeyse bu nedenlerden başka faktörlerin de etkili olabileceğini görülmekte.

Bazı araştırmalara göre, kadınlar içselleştirme bozukluklarına karşı ise özellikle savunmasız. Bununla birlikte, sosyal çevrenin rolü de oldukça önemli, uyuşturucu, şiddet/istismar ve çevresel toksinlere maruz kalmanın hafifletilmesini amaçlayan, önleme programları oldukça önemlidir.
İçselleştirme bozuklukları toplumda aslında her gün görüp duyduğumuz, bir çok durumla yakından ilintilidir. Örneğin bir gencin okulu terk etmesi, ya da toplum genelinde farklı yaş grupları arasında görülen, anksiyete veya depresyona eşlik eden rahatsızlıklar, intihar veya madde bağımlılığı gibi.
Dışsallaştırma davranışları daha dışa dönük olarak sergilenir ve fiziksel çevreye yönelik davranışlarla yansıtılır. İçselleştirme bozuklukları ise, içe yöneliktir ve bireyin psikolojik ve duygusal durumunun göstergesidir. Davranış bozukluğu, saldırganlık ve şiddet gibi dışa dönük eğilimlerin, çevre ve başkaları üzerinde açıkça olumsuz bir etkisi var iken, her ne kadar içe yönelik de olsa da, içselleştirmenin de insan yaşamı üzerinde zararları vardır.
Örneğin içselleştirme bozukluğu olan çocuklar akranlarını, kardeşlerini ve ebeveynlerini olumsuz açıdan etkileyebilir. Diğer taraftan dışsallaştırma davranışı sergileyen bireylerin de bazı içsel sorunları olabilir.
İçselleştirme bozuklukları ve özellikleri
Depresyon, aşırı üzüntü ve genellikle eğlenceli aktivitelere, ilgi kaybı ile karakterize edilen psikiyatrik bir duygu durum bozukluğudur. Bir diğer içselleştirme bozukluğu olan kaygı ise “nedensiz bir endişe durumu” olarak tanımlanabilir. Kaygı bozuklukları, kaygı bir süreklilik arz ettiğinde ve bireyin günlük yaşamına müdahale ettiğinde ortaya çıkar. Nitekim, son yıllarda kaygı bozuklukları ve depresyon vakalarında ciddi bir artış görülmektedir.
Somatik şikayetler ise tanımlanabilir, belirli bir fizyolojik nedeni olmayan fiziksel belirtilerdir. Yaygın pediatrik somatik şikayetler arasında baş ağrısı, mide bulantısı veya karın ağrısı yer alır. Spesifik olmayan nedenler, genellikle psikolojik sıkıntı, kaygı, aile kalıpları ve yaşam olaylarını içerir. Somatik şikayetler, fiziksel belirtilerin duygusal strese yol açtığı ve somatik belirtileri daha da şiddetlendiren bir kısır döngüye neden olabilir.

Kısaca içselleştirme birçok anlamda hem insan sağlığını hem de toplum sağlığını tehdit etmektedir. Peki, sizin içinizde de hiç durmadan konuşan, size ne yapıp yapmayacağınızı söyleyen, bir şeyler yapmak isterken sizi yapmak istediklerinizden alıkoyan bir ses var mı? İçselleştirdiğimiz için yaşamınızı doyasıya yaşamaktan alıkoyan, çevrenizle ilişkilerinizi etkileyen?
Çoğumuz bu sesin farkında olmasak da, birtakım düşünce ve duygularımızı içselleştiririz ve içselleştirdiğimiz bu düşünceler, kimi zaman bizleri yaşam yolumuzda desteklese de, genellikle bizi yaşamdan alıkoyar.
Bizi yaşamdan alıkoyan, bu yargılayıcı ve eleştirel iç sesimiz kimi zaman bize başaramayacağımızı, kimi zaman bir beceriksiz olduğumuzu, kimi zaman isteklerimizi gerçekleştirmek için yeterli zamanımız olmadığını söyler durur. Peki, bu düşünce ve duygulara neden kulak veriyoruz, ya da bu konuda zihnimizi dinleyerek hayatımıza hükmetmesine izin veriyoruz?
İç sesimiz neden olumsuz şeyler söyler?
Öncelikle bu iç sesler gerek küçüklüğümüzde, ailemizden edindiğimiz kodlar, gerek toplumsal kodlar sonucu ortaya çıkar.
Ailemizi ya da etrafımızdaki insanları mutlu etmek, toplumun beklentilerine cevap vermek için kodladığımız iç sesimiz, bizler bağımsız bireyler olarak hareket etmek istediğimizde de konuşmaya devam eder ve bu kodlamalar olumsuz ise bizi yaşamdan alıkoyar.
Küçük bir örnek vermek gerekirse, şayet biz her ne kadar yaşamımızdan tatmin olsak da iyi bir iş ya da çok para kazanmak gibi, toplumun “başarılı” etiketine uymuyorsak kendimizi kötü hissedebiliriz.
Oysa başarılı olmanın karşılığı sizde başka bir değere göre yaşamaya tekabül edebilir, iyi bir anne olmak gibi. Aynı zamanda, bu bildik aşina olduğumuz, konfor alanından da çıkmayı istememizden de kaynaklanıyor. Böylece konfor alanımızda kalarak herhangi bir çabaya girmeden bir risk almamış oluyoruz.
Peki, ilişkilerimizi, yaşamımızı etkileyen bu olumsuz iç sesimizi nasıl sustururuz?
Ya da bu duygu ve düşüncelerin yaşamımızı etkilemesinin önüne nasıl geçeriz?

İçselleştirdiğimiz bu düşüncelerin etkisinden nasıl kurtuluruz?
Bizi durmadan yargılayan, eleştiren iç sesimizi tam anlamıyla susturamayız. Çünkü zihnimiz her zaman konuşur. Fakat bu duygu ve düşüncelerin etkisinde kalmadan, onların akıp gitmesine izin verebiliriz. Her şeyden önce bize olumsuz yüklemeler yaparak, dış dünyaya yansıttığımız bu duygu ve düşüncelerin farkına varmalıyız.
Farkına varmadığımız bir şeyi çözemeyiz. Zihniniz size hangi konularda olumsuz yüklemeler yapıyor?
Farkına vardıktan sonra bu duygu ve düşünceleri anlamlandırabiliriz. İçselleştirdiğimiz bu düşünce ve duyguların farkına vardıktan sonra, bu duygu ve düşüncelere isim vererek, kendimizle bu duygu ve düşünceler arasına mesafe koyabiliriz. Böylece kendimize daha nötr ve tarafsız bir şekilde bakmış oluruz.
Mesela bir şeyi mükemmel yapacağımız için sürekli endişelendiğimizi ve bu endişemizin de mütemadiyen bir bir şeylere başlamak isterken “hazır değilsin,” diye bizi isteklerimizi gerçekleştirmekten alıkoyduğunu farz edelim.
Bu tarz bu düşüncelere girdiğimiz an yapmamız gereken, “işte, endişe duygusu” dersek bu bizi içselleştirdiğimiz düşünceden uzaklaştırarak, kendimize daha rahat bakmamızı sağlar.
Son olarak da yazabiliriz; eğer düzenli şekilde böylesine düşünceler zihnimize akın ettiği zaman, sert bir şekilde yargılayıcı ve eleştirel olan sesleri yazarak ve bunları isimlendirerek belirtirsek, bir süre sonra bu düşünceler her ne kadar gelmeye devam etse de, bu düşünce ve duyguların en azından etkisini azaltmış oluruz.
Bir diğer yol da meditasyon ya da ThetaHealing ile içselleştirdiğimiz ve dışarı yansıttığımız bu düşüncelerin etkisini hafifletmektir.
Örneğin kendimizi sert bir şekilde yargılarken ya da eleştirirken bulursak hemen, bu duygu ve düşüncelerin ne ile ilgili olduğunun farkına varmamız önemli; korku mu, endişe mi, başarısız olma korkusu mu? Ardından derin bir nefes alıp, rahat bir pozisyona geçerek gözlerimizi kapatıp akan bir nehir imgeleyelim.
Sonra bu nehrimizin üzerinden süzülen yaprakları görelim. Nefes alıp verişimize dikkatimizi yönelterek, ardından bu düşüncelerin her birini nehirde süzülüp giden yapraklara koyduğumuzu hayal ederek, bu duygu ve düşüncelerin suda tıpkı süzülüp giden yapraklar gibi akıp gittiğini hayal edelim.

Reyhan İldaş Senden Başla isimli kitabıyla kendi yaşam deneyimleri üzerinden, daha iyi ve dolu dolu bir yaşam için olasılıklarla fırsatları yaşamımıza nasıl çekeceğimizi ve konfor alanından çıkarak içselleştirdiğimiz ve dışarı yansıttığımız duygu ve düşüncelerin etkisini hafifleterek, yaşamımızı daha anlamlı ve daha tatminkâr kılıp, iç sesimizin bizi yaşam yolumuzda engellemesinin önüne nasıl geçebileceğimizi gözler önüne seriyor.
Ülkemizde ThetaHealing Seminerleri konusunda ilk akla gelen isim olan Reyhan İldaş, düzenli olarak online ve yüz yüze seminerler düzenlemektedir.
Reyhan İldaş ICF Koç ve Eğitmendir. Temel ve Yaşam Koçluğu eğitimleri yanısıra Theta Healing Eğitimlerini de Master düzeyde vermekte olup halen Göktürk Merkezli Olan İstanbul ofisinde Online ve Yüz Yüze eğitimler vermektedir.
24 modül uygulayıcılık ve 17 adet eğitmenlik setifikasına sahip olup tekniğin en üst sertifikasyonu olan Science&Master Eğitmenidir. Aynı zamanda ICF PCC Eğitmen ve Koç olarak da ICF Koçluk eğitimlerini İstanbul Göktürk’te bulunan ofisinde hizmet vermektedir.
Tüm Dünya ile bağlantı halinde olduğumuz bu günlerde danışmanlıklar ve seminerler Zoom Uygulama programı üzerinden olmaktadır.
Sosyal medyada takip etmek için tıklayın.